ARAMAK İSTEDİĞİNİZ KELİMEYİ YAZINIZ

Acil Servis Kliniği

Acil yardım hekimi, hastanın yaşamsal işlevlerinin sürdürülmesinin kendi ellerinde olması nedeniyle ,kurtarma zinciri içinde büyük sorumluluk taşır.Avrupa Şafak Hastanesi Acil Servisi, bu sorumluluk bilinci içerisinde 24 saat kesintisiz hizmet veren bir kadroya sahiptir.Modern cihazlarla donatılmış olan acil servisimizde her türlü acil girişim yapılmaktadır.

Hastanemize acil başvuruda bulunan hastalar,ilk anda acil servis uzmanı tarafından görülerek gerekli ilk müdahalesi yapılmaktadır.İlk değerlendirme sonrası gerekiyorsa ilgili branş hekimi acil servise çağrılmaktadır.Hastanın ilk tetkik ve tedavisi sonrası ileri acil girişimi,hastanemizin ilgili ünitesinde devam ettirilmektedir.

Avrupa Şafak Hastanesi acil servisi,ambulans hizmetiyle desteklenmektedir.İhtiyaç duyulan vakalara hızlı bir şekilde ulaşılarak,hastanın en uygun koşullar altında hastaneye nakli sağlanmaktadır.

Hizmetler:
Acil ilkyardım
Trafik kazaları
Kurşunlanma
Bıçaklanma
Yaralanma
Kalp krizi
Solunum krizi
Sinir krizi

Ağız ve Diş Sağlığı

Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağızla aldığımız yiyecekler çiğnenip, tükürükle karıştırılarak yutulmaya ve sindirime hazır hale getirilirler. Ağız aynı zamanda konuşmaya yardım eder. Tat alma organı olan dilin; çiğneme, yutma, konuşma gibi çok önemli yan görevleri de bulunmaktadır.

Dişlerin besinlerin parçalanması, öğütülmesi görevlerinin yanı sıra konuşmada ve görünümümüzde önemli etkileri vardır. Dişleri eksilmiş kişilerin bazı sesleri çıkarabilmeleri zorlaşır, çiğnemede ve/veya ısırmada da zorluk olur. Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri, daha sonra yerlerini  kalıcı dişlere bırakır. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir.

Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve  kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir.

Anestezi ve Reanimasyon

Ameliyathanelerimizde son derece güvenli anestezi verilmesine olanak tanıyan gelişmiş anestezi cihazları ve monitörler bulunmaktadır. Her türlü rejyonal anestezi (epidural,spinal, axiller vb.) başarı ile gerçekleştirilmektedir. Ağrısız doğum yapılmaktadır. Yenidoğan dahil olmak üzere her yaş gurubundaki çocuk hastaya anestezi uygulayabilmek için gerekli ekipman ve eğitimli personel hastanemizde mevcuttur.

Her türlü küçük cerrahi mudahele için monitarizasyon imakanı bulunan güvenle anestezi verebilecek mudahele odalarımız hazır bulunmaktadır. Ayrıca kalp merkezi olan hastanemizin ameliyathanesinde açık kalp ameliyatlarında kullanılan tüm gerekli malzeme ve son sistem cihazlar , kalp pompası ve kapalı operasyonlar için gerekli tüm malzemelerimiz mevcuttur.

Beslenme ve Diyet

Diyetisyen Kimdir?
Büyüme, gelişme ve yaşam boyu tüm bireylerin sağlığının korunması, geliştirilmesi ,yaşam kalitesinin arttırılması , Doğuştan ve sonradan oluşan hastalıklar ve diğer özel durumlarda ; tıbbi ve cerrahi tedavilere uygun,doğal ve tedavi edici besinlerin bileşimlerine göre diyet programı planlayan, eğitim veren, uygulatan ve izleyen yetkili tek profesyoneldir

Sağlıklı Beslenme Nedir?
Çoğumuz için beslenme sadece karın doyurmak ve açlık duygusunu bastırmak için yapılan bir eylemdir. Beslenme, insanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan ögeleri vücuduna alıp, kullanabilmesidir.

Yeterli ve Dengeli Beslenme
Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin her birinin yeterli miktarlarda alınması önemlidir. Bu besin öğeleri karbonhidrat, protein, yağ, vitaminler, mineraller ve sudur.

Karbonhidratlar
Vücuda enerji sağladığı gibi su ve elektrolit dengesini de sağlarlar. Vücuda enerji sağlayan besin öğelerinden en önemlisidir. Çünkü vücudumuz aktivitelerimiz için ilk olarak karbonhidratları kullanır. Karbonhidratların yeterli alımı hem enerji harcamamız hem de beyin fonksiyonlarımız için gereklidir. Çünkü beyin dokusu yalnızca karbonhidratları kullanır. Posa oluşturan karbonhidratlar diyetimizin sağladığı enerjinin %55-60’ını oluşturur.

Proteinler
Vücudun yapı taşlarıdır.Vücudun canlılığının sağlanmasını, solunum, sindirim, dolaşım sisteminin devamlılığını,büyüme ve gelişmeyi,yıpranan hücrelerin devamlı yenilenmesini, hücre içi ve dışı dengenin sağlanmasını ve savunma mekanızmasının oluşumunu sağlarlar. Diyetimizdeki enerjinin %12-15’ i proteinlerden sağlanmalıdır.

Vitaminler
Vitaminlerin vücuttaki etkinlikleri oldukça fazladır. Bunların bir bölümü besinlerle aldığımız karbonhidrat, yağ ve proteinden enerji ve hücrelerin oluşması gibi olayların düzenlenmesine yardımcı olurlar. D vitamini, kalsiyum ve fosfor gibi mineraller kemik ve dişlerin gelişiminde rol oynar. Bazı vitaminler vücut hücrelerinin hasarını önleyerek normal işlevlerini sürdürmeleri ve bazı zararlı maddelerin etkilerinin azaltılmasında (antioksidan etki) yardımcıdırlar.

Mineraller
Yetişkin insan vücudunun yaklaşık %6’sı minerallerden oluşmuştur. Bazı mineraller iskelet ve dişlerin yapı taşıdır. Bazıları vücut suyunun dengede tutulmasını sağlar. Bazı mineraller örneğin demir, vücutta besin öğelerinden enerji oluşması için zorunlu olan oksijenin taşınmasında gereklidir. Bazı mineraller de vücudun çalışmasını düzenleyen enzimlerin bileşiminde yer alırken bazıları da savunma sisteminin yeterliliğinde kullanılırlar. Yani mineraller günümüzde birçok kişi tarafından diyetlerde önemsiz ögeler olarak görülse de eksikliğinde vücudumuzda birçok fonksiyon bozukluğu görülebilmektedir.

Biyokimya

Hastanemiz laboratuarında mikrobiyoloji,biyokimya, hormon,hematoloji,patoloji konularında hizmet verilmektedir.Laboratuar hizmetleri ,Düzen Laboratuarlar grubunun danışmanlığında ,teknoloji yoğun laboratuar cihaz parkı ve deneyimli uzman kadrosuyla ;NCCLS(National Commite for Clinical Standarts) ve diğer standardizasyon merkezleri tarafından kabul edilmiş standart metodlara uygun olarak yürütülmektedir.Neticelerin tekrarlanabilirliği en az iki düzeyde,iki internal kalite kontrol örneği çalışılarak,uluslar arası uyumluluğu CAP,CRECQ,CDC,MURİEX,THE BINDING SITE üyesi ve metodlarının takipçisi olan Centro Laboratuvarı tarafından denetlenmektedir.

Hastanemiz bünyesindeki bu merkezde genel sağlık kontrolünde en etkin ve süratli yöntem sunulmaktadır.

Check-up 1,K-2 ve E-2 olmak üzere üç ayrı program altında toplanmıştır.Sağlık uzmanımız yaşınız ve cinsiyetinize göre size en uygun olan programı önerecek ve yönlendirecektir.Sonuçlar en kısa sürede sizlere iletilecek ve dosyanıza işlenecektir.

Mikrobiyoloji
Biyokimya
Patoloji
Hematoloji

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Polikliniklerimizde sağlam çocuk izlemi, aşılama, beslenme, büyüme, ve gelişme takibinin yanı sıra çeşitli hastalık yakınmaları ile gelen çocuklarımızın tanı ve tedavisi için gerekli tüm hizmetler verilmektedir. Şüphe edilen tanıların kesinleştirilmesi konusunda biyokimya, mikrobiyoloji ve radyoloji laboratuarlarımızda gerekli tüm incelemeler yapılabilmektedir. Yatırılarak tedavi edilmesi gereken hastalarımız için deneyimli ve özverili çocuk hemşirelerimizin hizmet verdiği yataklı çocuk servisimiz bulunmaktadır.
Pediatrik endokrinoloji polikliniğimizde büyüme geriliği, şişmanlık, (obezite), kemik ve kalsiyum metabolizması bozuklukları ve hormon hastalıkları konusunda hizmet verilmektedir.

Dahiliye (İç Hastalıkları)

Diyabet nedir?
Ömür boyu süren bir hastalıktır
İnsülin eksikliği sonucu oluşur
Kan şekerinin yükselmesine neden olur

İnsüline bağlı diyabet insülin eksikliği nedeniyle oluşan ömür boyu süren bir hastalıktır.İnsülin ,pankreas adını verdiğimiz organımızdan salgılanan bir hormondur.İnsülin olmadan,vücudunuz alınan gıdaları istenilen şekilde kullanamaz.Buda kandaki glukozun (şekerin)yükselmesine neden olur.Eğer insülin hormonu tamamen eksikse bu diyabete Tip 1 diyabet denir.Genellikle genç yaştaki hastalarda görülür.

Eğer insülin hormonu var ama miktarı azsa veya dokularda insüline karşı direnç varsa,bu diyabete de Tip 2 diyabet denir.Genellikle 35 yaşından sonra görülür.Tip 1 diyabetik hastalar yaşam boyu insülin kullanmak zorundadırlar.Tip 2 diyabetik hastalar ağızdan alınacak ilaçlarla tedavi edilebilir.Gerekirse hastalığın ilerleyen dönemlerinde insülin kullanırlar.

Neden diyabet oluşur?
Pankreas organında insülin yapan hücrelerin tahrip olması
Genetik faktörler
Dış etkenler
Tip 1 diyabet,vücudu virüslere ve bakterilere karşı koruyan doğal savunma sisteminin,pankreastaki insülin yapan hücreleri tahrip etmeye başlaması ile oluşur.Buna neyin sebep olduğu henüz kesin olarak bilinmemektedir.Bunun dışında bazı ailelerde diyabete yatkınlık vardır.Bazı dış etkenler de diyabete neden olabilir.

Diyabet hastası olmadan önce
Günlük yaşamda gerekli aktiviteleri sürdürebilmemiz için vücudumuz glukoz adı verilen bir tür şekere ihtiyaç duyar.Glukoz vücudumuza karbonhidratlı yiyeceklerle alınır ve sindirim sisteminde emilerek kana karışır.Kandaki glukozun enerji olarak kullanılabilmesi için hücre içine girmesi gerekir.Glukozu hücre içine ancak “pankreas adını verdiğimiz organımızdan salgılanan “insülin” sokar.Hücre içine giren glukoz enerji elde etmek için kullanılır.Diyabet hastası olmadan önce vücudunuz yeteri kadar insülin salgıladığı için kan şekerini olması gereken seviyede tutar.Bunu nasıl yaptığını görelim:

Yemekten sonra kan şekerinin yükselmesi
Kan şekeri yemeklerden sonra yükselir.Kan şekerinin yükselmesi ile insülin salgılanır.İnsülin anahtar gibi görev görerek hücrelerin kapılarını açar ve şekerin hücre içine girmesini sağlar.Böylece kan şekeri normal seviyelere (80-110mg/dl )döner.

Şimdi diyabet hastası olunca
İnsülin anahtar görevi görerek hücre kapılarını açıyordu.Ancak şimdi diyabet hastası olduğunuz için ,hücrenizin kapılarını açan bu anahtarlardan yeterli miktarda üretemezsiniz.Şeker,kas ve diğer hücrelerin içine enerji üretmek için giremeyince kendinizi yorgun hissedersiniz.Şeker hücre içine giremediği için de, kandaki şeker miktarınız artmaya başlar.

İdrarda şeker
İnsülin eksikliği nedeni ile kan şekeriniz çok yükseldiği zaman idrarda da şeker çıkmaya başlar.İdrarda şeker çıkmaya başlayınca beraberinde çok da fazla su götürür. Dolayısı ile çok fazla idrara çıkarsınız ve su kaybını yerine koymak için susama hissiniz artar.

İdrarda keton
Yeterli insülin olmayınca,vücudunuz şekeri hücre içine sokup yeterince kullanamaz.Böylelikle yağı yakıt olarak kullanmaya çalışır.Karaciğeriniz yağı çok hızlı şekilde yakınca,keton adındaki zehirli atık maddeleri üretir.Ketonlar kanı asidik hale getirdikleri için tehlikelidir.Ketonlar böbreklere ulaştıklarında ,bir miktarı şekerle beraber idrara karışır.

Şimdi diyabet hastasınız
Kan şekerinizi kontrol altında tutmak için daha önce vücudunuzun otomatik olarak yaptıklarını şimdi sizin yapmanız gerekmektedir.Amaç kan şekerini olabildiğince normal seviyede tutmak olduğu için,diyabet hastası olmadan önceki insülin salınımını taklit etmeye yönelik tedavi uygulanır.Her gün insülin enjekte edilmesi gerekmektedir.İnsülin enjeksiyon sayınızı ve zamanınızı doktorunuz belirleyecektir.
Günde üç ana öğün ve üç ara öğün alarak beslenmeniz önemlidir.Beslenme düzeninizi de diyabet tedavi ekibinizde bulunan diyetisyeniniz ayarlayacaktır.Düzenli egzersiz yapmayı ihmal etmeyiniz.Egzersiz ,kan şekerinizi düşürmeniz için size yardımcı olacaktır.

Uzun dönem komplikasyonlar
Diyabet hastalığı komplikasyonlara neden olabileceği için çok önemli bir hastalıktır.Diyabet hastalığı tedavisinde amaç hem günlük iyilik hali oluşturmak, hemde uzun dönem komplikasyonların gelişimini engellemektir.Diyabet hastası olarak uzun yıllar yaşadıktan sonra bazı insanların gözlerinde ,böbreklerinde ,sinirlerinde ve ayaklarında bazı problemler ortaya çıkabilir.Kalp hastalığı ve yüksek tansiyon riski diyabet hastalarında artmaktadır.

Bu komplikasyonlardan korunmak için kan şekerinizi diyabetli olmayan hastaların seviyesinde tutmak önemlidir. Kan şekerinizi sık sık ölçüp,normal sınırlara yakın seviyelerde tutarak tedavinizi devam ettirdiğiniz sürece bu komplikasyonların gelişimini engelleyebilirsiniz.

Gebelik ve diyabet
Her yıl tüm dünyada binlerce diyabetik kadın problemsiz bir gebelik geçirerek sağlıklı bir bebek sahibi olmaktadır.Kendinize nasıl bakmanız gerektiği konusunda bazı tavsiyelerde bulunmak ve aklınıza gelebilecek bir takım soruları yanıtlamak amacıyla hazırlanmıştır.

Gebe kalmadan önce
Eğer bir bebek sahibi olmayı düşünüyorsanız,doktorunuza bundan söz edin.Önceden düşünmek başarılı bir gebelik için son derece önemlidir.Bunun nedeni,gebeliğin ilk haftalarında, henüz gebe olduğunuzu fark etmemişken,kan şekeri düzeyinizin bebek gelişimini etkileyebilmesidir. Gebelik planlayan tüm diyabetik kadınlar için önem taşıyan diğer bir noktada diyabetlerini kontrol altında tutmak için tablet değil,insülin kullanmalarıdır.Normalde bazı diyabet tiplerinin tedavisinde kullanılan bu tabletler bebeğe zarar verebilmektedir ve gebelikte kesinlikle kullanılmamalıdır.

Doktorunuz,diyabetinizin uygun şekilde kontrol edildiğinden emin olmak için kan şekeri düzeylerinizi ölçmenizi önerebilir.Bunu yapmalısınız,böylece doktorunuz tedavinin etkili olduğunu izleyebilecek ve bu ölçümler hem sizin hemde bebeğiniz için yarar sağlayacaktır.

Doktorunuz,uygulamakta olduğunuz tedavinizi değiştirmeye gerek olup olmadığı konusunda size tavsiyede bulunacaktır.Doktorunuzun önerdiği insülin tedavisi ve sizin yaptığınız kan şekeri testlerinin sonuçlarını işlemeniz için bu yazının sonunda bir tablo yer almaktadır.

Gebe kaldıktan sonra
Gebe olduğunuzu düşündüğünüzde hiçbir zaman geçirmeden doktorunuzu ziyaret edin.Doktorunuzun,gebeliğiniz süresince kan şekerinizin olabildiğince normale yakın düzeylerde seyrettiğinden emin olması için sizinle birlikte gayret göstermesi gerekecektir.Sizin ve bebeğinizin sağlıklı kalması için en iyi yol budur.Kan şekeri düzeyleriniz gebelik sırasında iyi kontrol edilmezse,bebek için bir risk doğabilir.Bu konuyu doktorunuzla konuşabilirsiniz.

Gebe iken ne yemelisiniz?
Kendinizin ve bebeğinizin uygun şekilde beslenebilmesi için gebelik süresince doğru besinleri almanız önemlidir.Yeterli miktarda protein,demir, D vitamini ve kalsiyum içeren sağlıklı ve dengeli bir diyet uygulamaya çalışın.Bol lifli,az şekerli ve az yağlı besinler yemek iyi olacaktır.Gebeliğiniz süresince 10-13 kg.almalısınız.

Gebeliğin erken dönemlerinde mide bulantısı ve kusma
Oldukça sık karşılaşılan bu sorunu azaltmak için yataktan kalkmadan önce bisküvi,kraker yenebilir.Sık ve az yemek,baharatlı ve yağlı yiyeceklerden kaçınmak,içecekleri yemeklerle birlikte değil de öğün aralarında almak,yemek sonrasında hemen yatmaktan kaçınmak bu sorunu hafifletebilmektedir.Uygun şekilde beslenmeyi sürdürmek önemlidir.Aksi takdirde diyabetinizin kontrolü güçleşebilir.

Midede yanma
Bu ,gebeliğin daha ileri dönemlerinde bir sorun oluşturabilir.Yemek yedikten hemen sonra yatmamak ve çok büyük öğünler yemekten kaçınmak,yavaş yemek,besinleri ağızda iyice çiğnemek iyi sonuç verebilir.

Kabızlık
Kabızlık ,gebelik süresince sık karşılaşılan bir durumdur.Bol sıvı gıdalar almak,taze meyva ve sebze,kepekli ekmek gibi lif içeriği yüksek besinler tüketmek bu şikayetin azalmasına yardımcı olabilir.(Problemleriniz devam ederse doktorunuzla görüşün)

Gebelik sırasında sigara kullanımı
Diyabet hastası iseniz ve sigara içiyorsanız, kan damarlarınızın hasar görmesi riski artmış demektir ve bu,sizde diyabet komplikasyonları gelişme olasılığının artması anlamına gelir. Gebelik sigarayı bırakmanız için size özel bir bahane yaratır,aksi takdirde sigaranın zararlı etkileri bebeğinize geçer .

Gebelik diyabeti
Bazı kadınlar yalnızca gebelik sırasında diyabet hastası olurlar.Bu şekilde ortaya çıkan diyabete,gebelik diyabeti adı verilmektedir.Burada söz konusu olan ,vücudunuza yüklenen fazla yükün,kan şekerinizin normalden daha yüksek seviyelere çıkmasına neden olmasıdır ve bu da bebeğinizi etkileyebilir.
Gebelik diyabetiniz varsa ,kan şekerini olabildiğince normal düzeylerde tutmanız önemlidir.Az şekerli / bol lifli besinler alarak bunu sağlayabilirsiniz.
Gazlı içecekler,kekler ve tatlılar gibi çok şekerli besinlerden kaçınmanız ve bol miktarda bakliyat,meyva ve sebze yemeniz doğru olur.

Gebelik diyabetli olan bazı kadınlarda diyet ile kan şekeri düzeylerini iyi bir şekilde kontrol altında tutmak güç olabilir ve bu tip hastalarda insülin enjeksiyonlarına gereksinim duyulur.Doktorunuz,gebeliğiniz süresince sizin ve bebeğinizin sağlığını sık sık kontrol edecektir.
Bebek doğduktan sonra gebelik diyabetiniz muhtemelen kaybolacaktır. Bir bebek daha doğurmak istediğinizde ise tekrar ortaya çıkacaktır.Bu yüzden yeniden gebe kalmayı düşündüğünüzde bunu doktorunuzla görüşmelisiniz.
Daha önce gebelik diyabeti geçirmiş olmanız,sizde diyabet ortaya çıkması yönünden normale göre daha yüksek risk altında olduğunuzun erken bir göstergesidir.
Bebeginiz doğduktan sonra bile fazla kilo almamanız ya da çok tatlı yememeniz iyi olur.Doktorunuz size bu konuda daha fazla tavsiyede bulunacaktır.

Gebelik sırasında insülin tedaviniz
Doktorunuz,hangi tip insülini almanız ve hangi dozlarda kullanmanız gerektiğini söyleyecektir.
Doktorlar genellikle ,gebe bir kadına en azından günde iki ünsilin enjeksiyonu yapılmasını önermektedir.Bu belki genelde uygulanandan daha yüksek sayıda olacaktır,ancak bu enjeksiyonlar ,bebeğin sağlığını korumak ve iyi bir kan şekeri kontrolü sağlamak açısından şarttır.

Doktorunuzun verdiği miktarda insülin almanız ve enjeksiyonlarınızı zamanında yapmanız çok önemlidir.
Her gün kullandığınız insülin miktarı,gebeliğiniz süresince özellikle de gebeliğinizin ikinci yarısında muhtemelen artacaktır.
Doğru insülin dozunu alıp almadığınızı söyleyebilmek için,kan şekeri düzeylerinizi kendiniz test edebilirsiniz.Bunun nasıl yapılacağını doktorunuza sorunuz.

Gebelik sırasında hipoglisemi
Kan şekeri düzeyinizi mümkün olabildiğince normale yakın tutmaya çalışmalısınız.Bu sırada kan şekeri düzeyiniz normalden düşük olabilir ve bir hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü)atağına bağlı olarak başınız dönebilir ve bayılabilirsiniz.

Yanınızda daima tatlı bir yiyecek (şeker,kuru üzüm)bulundurmayı unutmayın ve buna benzer belirtiler hissettiğinizde yiyin.Eğer hipoglisemik ataklar sık sık geliyorsa,o zaman insülin dozunuzun değiştirilmesi gerekir.Bunu doktorunuzla görüşün.

Gebeliğiniz sırasında ne olacak?
Gebeliğiniz öncesinden başlayarak doğuma kadar doktorunuzla yakın bağlantı içinde bulunmanız önemlidir.
Doktorunuz sizi sık sık muayene etmek ve hem kendinizin hem de bebeğinizin sağlıklı kalabilmesi için neler yapmanız gerektiğine ilişkin tavsiyeler vermek isteyecektir.Ayrıca muhtemelen bazı kan testleri ve ultrason çekimleri de yapacaktır.

Bebeğinizin doğumu
Her şey yolunda giderse,normal bir doğum yapmamanız için hiçbir neden yoktur.
Doktorunuz,kan şekeri düzeylerinizin iyi kontrol edildiğinden emin olmak üzere doğumdan birkaç gün önce hastaneye gelmenizi isteyebilir ve eğer doğum süreci normal bir başlangıç göstermezse, doğumu hızlandırabilir. Elbette bazen, özellikle de ultrasonda bebeğinizin ortalamaya göre büyük olduğu görüldüğünde, bir sezeryan girişimi gerekli olabilir.

Doğum sırasında muhtemelen kan şekeri düzeyiniz birçok kez ölçülmüş ve gereksinim duyduğunuz miktarda insülin enjeksiyonu yapılmış olacaktır. Bunun yanı sıra,size damar yoluyla glukoz solüsyonu da verilebilir.
Bazı hastanelerde,bebeğiniz doğduktan kısa bir süre sonra bir üniteye alınabilir.Bu yalnızca,herhangi bir problem olmadığından emin olmak için yapılır.

Bebeğiniz doğduktan sonra
Bebeğiniz doğduktan hemen sonra gereksinim duyduğunuz günlük insülin miktarı muhtemelen gebelikten önceki ile aynı düzeye inecektir.Doktorunuz,insülin dozunu değiştirmede size yardımcı olacaktır.
Yeni doğan bebeğinize bakarken çok meşgul olacaksınız,ancak kendinize iyi bakmak ve kan şekeri düzeylerinizi kontrol altında tutmak önemlidir.Öte yandan, gebeliğiniz sırasında olduğu kadar da sıkı davranmak zorunda kalmayacaksınız.

Bebeğinizi emzirmeye karar verirseniz,bu bir sorun yaratmaz,ancak diyetinizi ayarlamak gerekebilir ve bunu doktorunuzla ( ve eğer varsa diyet uzmanınızla ) görüşmeniz iyi olur.
Bu kitapçık, tıbbi bilgisi olmayan bir kişi tarafından anlaşılacak biçimde hazırlanmış ve bu nedenle de son derece basitleştirilmiştir.Kitapçıkta anlamadığınız herhangi bir şeyi lütfen doktorunuza danışınız.

Bebeğiniz
Birçok kadın, çocuğunun diyabetli doğacağından kaygılanır.Bu, gerçekte son derece düşük bir olasılıktır. Çocuğunuzda diyabet gelişme ihtimali yaklaşık yüzde birdir;diğer bir deyişle,annesi diyabetli olan her 100 çocuktan yalnızca birinde diyabet gelişmektedir. Ancak diyabetin sık rastlanan bir hastalık olduğu ve kimin bu hastalığa yakalanacağının kesin olarak bilinemeyeceğini de unutmamak gerekir.

Dermatoloji (Cildiye)

Tırnak Batması ve Tedavi Yöntemleri
Tırnak Batmasında İlaç Uygulaması (Fenolizasyon Yöntemi):
Ağrısız dikiş atılmadan yapılan,ortalama 5 dakika süren bir yöntemdir.Lazer ve cerrahi tedavilere göre nüks riski çok düşüktür.Tekrarlama riski %5 den azdır.İşlem sonrası günlük işlerinize devam edebilirsiniz.Bu sebeble dünyada en geçerli yöntemdir.

Tırnak Batmasında Protez/Tüm(Gutter) Uygulaması
Oldukça pratik ağrısız bir yöntemdir.Ortalama 10 gün süren sonucunda batan tırnak yatağındaki iltihap geriler ve doku iyileşir.

Tırnak Batmasının Cerrahi Tedavisi (Tırnak Ablasyonu)
Cerrahi tedavi tırnak batması derece ve şekline göre kişiden kişiye değişiklik gösterir.Tırnağın bir kısmının çekilmesi veya tüm kısmının çekilmesi gerekebilir.

Çok dönük tırnaklarda tırnağın yapıldığı matriksin kenar kısımları Koterle veya Lazerle tahrip edilerek o kısımlarda tırneğın yeniden büyümesi engellenir.

Tırnak çekilmesi lokalanaztesiyle acısız ve ağrısız olarak yapılan bir işlemdir.Hastalar işlem sonucu evlerine yürüyerek gidebilirler.

Tırnak Batmasının Sebepleri
Tırnak uçlarını içeriye doğru çok kıvrık kesmek en sık yapılan yanlışlardır; Diğer tırnak batma sebepleri ise : -tırnağın dış kısım yerine direkt içeriye büyümesi -çok dar veya sivri burunlu ayakkabı giymek -tırnağın kalınlaşması -parmağa veya direkt olarak tırnağa oluşan travmalar (çarpma,üzerine ağırlık düşmesi gibi) -mantar enfeksiyonları -aşırı ayak terlemesi -tırnak yatağında gelişen deri tümörleri -Hipertiroidizm,şeker hastalığı,akromegali,romatoid artrit,gut gibi başka hastalıklar.

Tırnak Batmasından Nasıl Korunabiliriz?
Ayak tırnakları düz olarak kesilmelidir, köşelerde çok hafif kıvrım yapılmalıdır. Tırnak köşelerini deriye çok yakın kesmekten kaçınmalıdır.

Çok dar veya geniş ayakkabılar, her ikisi de tırnak batmasına yol açabilir. Taban düşüklüğü varsa tabanlık kullanarak ayak dinamiğinin düzeltilmesi gereklidir.

Tırnakta mantar, kalınlaşma, deformasyon saptanırsa dermatoloğa başvurulmalıdır. Aşırı ayak terlemesi tedavi edilmelidir. Tüm bu tedbirlere rağmen tırnak batması olursa fazla vakit geçirip olay ilerlemeden doktora başvurmak, erken tanı ve tedaviyle cerrahi müdahale yapılmaksızın batan tırnak düzeltilebilir.
Fraksiyonel lazer tedavileri , karbon peeling

www.ozgeayabakan.com

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Bel ağrısı nedir? Nasıl oluşur?
Bel kas iskelet sistemi ağrılarının en çok görüldüğü yerdir. Bel ağrıları fonksiyonel kayıp ve hayat kalitesindeki azalma nedeniyle kişileri etkilediği gibi önemli bir iş gücü kaybı nedenidir.Risk en çok 35-55 yaşları arasında yüksektir.Sigara içenlerde, titreşimli aletlerle çalışanlarda,şoförlerde, uzun süre ayakta duranlarda, aynı pozisyonda uzun süre oturanlarda, ağır yük kaldırmalarda, eğilerek yapılan ani hareketlerde,karamsar insanlarda, depresyonda, kronik akciğer hastalıkları ve düşük hayat standardı olanlarda risk daha fazladır.

Nedenleri; doğumsal bozukluklar, travma, belin dedeneratif hastalığı olarak tanımlayabileceğimiz kireçlenme,5 bel kemiğinin arasındaki yastıkçıkların ki bunlara disk diyoruz,bele ve bacaklara giden sinirlere baskı yapması olarak tanımladığımız lomber diskopati veya bel fıtığı, bel kemiklerinin birbiri üzerinde kayması ile oluşan bel kayması(spondilolistesis), kırıklar,romatizmal hastalıklar,bel çevresi kas dokusunun ağrılı durumları(Myofasial ağrı sendromu), leğen kemiği ekleminin fonksion bozukluğu,(sakroiliak disfonksiyon),tümörler ,enfeksiyonlar ,psikolojik hastalıklar bel ağrısı yapan nedenlerdir.Bel fıtığı(lomber disk hemisi) sanıldığı gibi bel ağrısı yapan nedenlerin başında değildir.Bel ağrılı hastaların ancak%5’inde bel fıtığı ana nedendir.

Bel ağrısına yakalanmamak için neler yapmalıyız?
Herşeyden önce hareketsiz kalmamalıyız.İnaktif, hareketsiz bir yaşam tarzı,tüm vücudu olduğu gibi belimizi de kötü etkiler .Yetersiz hareket eden organda vücudun artık maddeleri atılamaz;beslenme,oksijenlenme azalır.Omurgamız emme basma tulumba gibi çalıştığından hareketli olmak daha da önemlidir.Kuralımız uzun süreli oturmalardan veya ayakta durmalardan, aynı pozisyonlarda uzun süre kalmaktan kaçınmaktır.Oturma ve ayakta durmayı karşılaştırdığımızda oturmada omurgaya binen yük düşünüldüğünün aksine daha fazladır.Sırtüstü yatıp bacakları yükseltmek ise omurganın en rahat ettiği konumdur.Yani oturmayın ayağa kalkın,durmayın yürüyün.

Bir diğer dikkat edeceğimiz nokta da dik durmaktır.Otururken olsun ayaktayken olsun bu kural geçerlidir.Bunu yapabilmemiz içinse güçlü sırt,bel ve karın kaslarına gerek vardır.Bu da ancak düzenli egzersizle olur. İlkemiz olacak bir diğer kural ise ağır kaldırmaktan kaçınmaktır.Kaldırırken ise belimizi bükmemeli,çömelerek,bacaklarımızdan destek alarak kaldırmalıyız.Kaldırdığımız eşyayı vücudumuza mümkün olduğunca yaklaştırmalı vücuda dayandırmalıyız.Taşıyacağımız yükleri her iki kola eşit olarak bölmeli,dönmeli hareketlerden kaçınmalıyız.

Otururken sırtımızı düz tutmalıyız.Ofiste çalışırken dizlerimizin kalçalardan yüksekte durması beli rahatlatır,bunu da masanın altına konan bir tahta destekle sağlayabiliriz. Bel çukurluğumuzu arttıran pozisyonlardan kaçınmalıyız.Örneğin,ayakta dururken de yatarken de bacaklarımız gergin olmamalı,topuklu papuçlardan gene aynı nedenle kaçınmalıyız. Topuk ve tabanları yumuşak ayakkabılar sert zeminden gelen darbeleri emdiği için belimizin dostudur.

Spor yapmak bel ağrılarını nasıl etkiler? Hangi sporlar tercih edilebilir?
Organizmamızı formunda, omurgayı da esnek tutmak için spor yaşamımızın bir parçası olmalıdır.En uygun sporlar; serbest ve sırtüstü yüzmek,yumuşak zeminde yürüyüş, bisiklettir.Ülkemizde çok tanınmasa da NORD WALKING yani kayak yapar gibi sopalarla dört adım prensibinde yürüyüş de bel dostu bir spordur.

Kilonun bel ağrısındaki etkisi nedir?
Vücut ağırlığının omurgaya ,kas ve eklemlere direk etkisi vardır.Bunu elimizde birşey olmadan taşıdığımız yük olarak düşünmeli vücut kitle endeksimizi normal sınırlarda tutmak için sağlıklı ve yeterli beslenmeliyiz.Keza bu amaç için spor da yararlı bir yöntemdir.

Bel ağrısında başlıca tedavi yöntemleri nelerdir?
Öncelikle ağrının azaltılıp hastanın sakinleştirilmesi gereklidir.Bu amaçla da ağrı kesici, ödem giderici ilaçlar, kas gevşeticiler kullanılır.İstirahat uzun süreli olmama kaydıyla gerekebilir.Korseleme başlangıç devrelerinde hastayı rahatlatır ancak uzun süreli kullanımlarda bel kaslarının zayıflamasına neden olabilir.Korse çıkarma programını hasta doktoruyla mutlaka konuşmaktır.Bunun dışında ehil ellerde yapılan manipülasyon,fizik tedavi yöntemleri,lokal enjeksiyonlar diğer tedavi yöntemleridir.

Egzersiz tedavinin temellerinden biri,hatta en önemlisidir.Bel ağrısı çeken hastalarda karın,sırt ve bacak kasları zamanla güçlerini yitirir.Egzersizler bedeni ve ruhi gevşemeyi sağlar,ağrıyı azaltır,kasları güçlendirir,duruşu düzeltir.Hastanın günlük yaşama dönme sürecini kısaltır.Egzersiz türlerini esneklik,bel ve karın kaslarını güçlendirme ve germe olarak sınıflandırabiliriz.Daha önce sözünü ettiğimiz sporlarda ek olarak yapılmalıdır.

Bel fıtığında cerrahini yeri nedir?
Bel fıtığında mutlaka cerrahi tedavi; pelvik ve iç bacak bölgesindeki hissizlik,idrar ve gaita kontrolünün kaybı ile karakterize Cauda equina sendromundadır.Bu durumda hasta 48 saat içinde ameliyat edilmelidir.Cerrahi olmayan tüm tedavilere yanıtsızlık,uzun süreli dayanılmayan ağrı,ilerleyen sinir tutumları ve nükslerde de cerrahi düşünülür.

http://www.safakfiziktedavi.com

Genel Cerrahi

Cerrahi hastalıklar
(Mide,barsak,karaciğer,safra kesesi,pankreas,apandist,hemoroid,fistül,guatr,kistler,varis ameliyatları)
Acil cerrahi
Travma, kaza yaralanmaları
Cerrahi onkoloji
Laporoskopik cerrahi
Meme hastalıkları ve ameliyatları
Endoskopi
Gastroskopi
Kolonoskopi
Sünnet

Göğüs Hastalıkları

Göğüs Hastalıkları Bölümü’nün tedavi alanına giren hastalıkların başında Akciğer Kanseri, Astım, Alerji, Bronşit, Pnömoni, Plorezi, Sarkoidoz, Pnomotorax, Pulmoner Emboli’dir. Bu hastalıkların tanısı için tüm hastanelerimizde bulunan ileri radyolojik görüntüleme tekniklerinin yanı sıra, Solunum Fonksiyon Laboratuvarı, alerji testleri, Bronkoskopi cihazı gibi olanaklar da hastalarımıza çağdaş tedavi hizmetlerinin sunulmasında hekim kadromuza destek vermektedir. Erken Tanı Önemli
Hastalığın ilerlemiş olduğu olgularda uzun süren öksürük, balgam ve özellikle yürüyüş ve yokuş tırmanmakla oluşan nefes darlığı en sık görünen yakınmalardır. Hastalık sinsi seyirli olduğundan bazen ileri evrelere ulaşıncaya kadar hasta tarafından hissedilmeyebilir. Öte yandan erken evrelerde hiçbir yakınma gelişmeyebilir. Bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan veya meslek icabı sosyal ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarında en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları uzmanına görünüp solunum fonksiyon testini yaptırması gerekmektedir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler
Sigaranın bıraktırılması, çevresel ve mesleki sigaraya maruz kalmanın kontrol, uzun süreli tedavi, ani başlayan atakların tedavisidir. KOAH’ı kontrol altına almak için yapılması gerekenler; doğru beslenme, doktor kontrolünde düzenli egzersiz programı, düzenli uyku ve sigaradan uzak ortamlardır.

KOAH Nedir?
KOAH ın özellikle sigara içimi veya zararlı toz partiküllerinin solunmasıyla ortaya çıkan kronik zorlu tedavi süreçleri içeren yaygın bir hastalıktır ve KOAH ölüm nedenleri arasında 4.sırada yer almaktadır.

KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) nefes yollarında mikrobik olmayan bir iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. KOAH’ın nedenleri:

1- Mesleki zararlı gazlar, tanecikler(mikro parçacık) solunması.
2- Etkin biçimde sigara kullanımı.
3- Hava kirliliğidir.

Koah Hastalığının Belirtileri
1- Öksürük
2- Balgam çıkarma
3- Kan tükürme
4- Soluk darlığı
5- Göğüste tıkanma
6- Hırıltılı solunum
7- Kanın oksijen doymuşluğunda azalma
8- Kalp yetmezliğine bağlı, ayaklarda şişmedir

Koah Hastalığının Vücuda Etkileri
1- Hava yolları daralır, yani akciğerlere daha az hava girer.
2- Hava yollarının duvarları kalınlaşır ve şişer.
3- Hava yollarının çevrelerindeki kaslar kasılır.
4- Hava yollarının içinde balgam artması tıkanıklara neden olur.
5- Alveol içindeki hava tıkanıklıktan dolayı geri boşalamaz, göğsümüzü sıkışık hissederiz.

Göz Hastalıkları

EXCIMER LASER – LASIK
Excimer laser, 1980’li yıllardan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. 1995’de Lasik,2000’li yıllarda ise kişiye özel laser (wavefront) yöntemi geliştirilmiştir .Excimer Laser, ArF gazı kullanılarak 193 nm dalga boyunda ultraviole ışık üreten ve korneada yapılması gereken düzeltmeye göre ışını kontrol eden,içinde çok gelişmiş bir bilgisayar bulunan lazer cihazıdır. Lasik,Excimer Laser tedavisindeki yöntemin adıdır. Lasik operasyonu ile Excimer Laser Cihazı aracılığı ile miyop-hipermetrop-astigmat gibi kornea’nın kırma kusurları düzeltilerek net görme sağlanır. Lasik operasyonunda ,resimde görüldüğü gibi ,önce korneadan 160 mikron kalınlığında bir flap kaldırılır ,daha sonra altta kalan stromal yatak üzerine kapatılır. Hasta operasyon esnasında acı duymaz .Bütün bu yöntemler uzman hekimlerimizce merkezimizde uygulanmaktadır.

LASIK kimlere uygulanabilir ?
* 10 dioptiriye kadar miyonlar ,* 5 dioptriye kadar astigmatlar, * 8 dioptriye kadar hipermetroplar * Yapılacak ön muayene ve tetkikler neticesinde göz yapısı ameliyata uygun bulunan 18 yaşından büyük kişiler ,lazerle tedavi edilebilmektedir.

LASIK ameliyatı olmak üzere başvuran her hasta öncelikle detaylı bir göz muayenesinden geçirilir. Bu muayenede amaç kişinin tedavi edilmesi gereken derecelerini saptamanın yanı sıra gözünde başka rahatsızlıkları olup olmadığını belirlemektir.

WAVEFRONT SİSTEMİ
Excimer Lazer teknolojisinin son noktası olan Wavefront sistemiyle yapılan lazer tedavileri ‘Kartal gözü ’ denen süper görme sağlayabilen bir yöntemdir. Bu sistem ile bugüne kadar Teşhisi konulmayan göz kusurlarına sahip kişilerin göz bozuklukları tedavi edilebileceği gibi,daha önce eski teknolojilerle ameliyat olmuş ve tam fayda görememiş kişilerin de tekrar tedavisi mümkün hale gelmiştir. Tıpkı parmak izi gibi, gözün yapısı ve görme gücü kişiye göre farklılıklar gösterir .Wavefront sistemiyle lazer cihazı,kişinin göz yapısına göre özel olarak programlanmaktadır. Wavefront sistemi,168 ayrı noktadan göze gönderilen ışınların tek tek değerlendirilmesiyle oluşan bilgilerin bilgisayara yüklenerek göz yapısına özel lazer tedavisi uygulanmasıdır.

LASIK, kimlere uygulanmaz ?
Karatokonus hastaları ,hamileler, kollajen doku hastalığı ,diabet,glokom ve diğer göz hastalığı olanlara excimer lazer uygulanmaz .

Kadın Sağlığı ve Hastalıkları

Ağrısız doğum
Gebelik takibi
Hamile eğitim programı
Jinekolojik hastalıklar
Kanser teşhisi
Düşük tehtidi ve tedavisi
Menopoz tedavisi
Endoskopik (kapalı)ameliyatlar

Kalp ve Damar Cerrahisi

Modern teknoloji ile donatılmış ,çağdaş bir merkezde olması gereken tüm tıbbi cihazların bulunduğu 3 ameliyat salonu ve 16 yataklı bir yoğun bakım ünitesinde kalp ve damar cerrahisi nin çocuk erişkinde yapılan tüm ameliyatları yapılabilmektedir.Erişkin kalp cerrahisinde koroner by pass ameliyatları gerek standart tetknikle gerekse son yıllarda gündeme gelen ” atan kalpte koroner by pass ” “minimal invaziv koroner by pass” ameliyatları dünyadaki referans kliniklerdeki standartlarda yapılmaktadır.Bu grup ameliyatlarda hastanın kaybedilme oranı %1 in altına düşürülmüştür. Başlangıçta 1000 civarında olan yıllık ameliyat sayışı 2005 yılında 2000 rakamına yaklaşmıştır.Torosik aort anevrizma, torakabdominal anevrizmalar,aortik diseksiyon vb.) gibi büyük ölçekli ameliyatlar tüm kapak tamiri ve değiştirme girişimleri, doğumsal kalp hastalıklannın düzeltilmesi ameliyatları, tüm damar ameliatlan dünya standartlarındaki kalite ve basan ile gerçekleştirilmektedir.

Bilimsel çalışmalar anlamında ekibimizin bu güne kadar sonuçlanmış ve devam eden çalışmaların sonuçları ulusal ve uluslar arası kongrelerde,ortalama yılda 15 ila 20 bildiri arasında olmak üzere sunulmakta.bilimsel dergilerde yayınlanmaktadır.Diğer bir husus ülkemiz sağlık turizmine sağlanan katkıdır. Bu güne kadar 300’ün üzerinde yurtdışından gelen hasta ( Arnavutluk, Gürcistan Makedonya vb.) ameliyat edilip ülkelerine sağlıklarına kavuşması şeklinde gönderilmiştir. Bir eğitim hastanesi disiplini ile ve amatör bir ruhla çalışan bu ekibimizin temel amacı ülkemiz insanına kaliteli ve en güzel tıbbi hizmetin verilmesi ve ülkemiz tıbbına katkıda bulunmaktır.20.yüzyıl tıp dünyasının en gelişken alanı olarak kabul gören kalp ve damar cerrahisi takip, tanı , takip ve tedavi sürecinde Özel Avrupa Şafak Hastanesi olarak müstesna bir yer işgal ettiğimizi düşünüyoruz. 1998 yılından itibaren kliniğimizde verilmekte olan bu hizmet çeşitlilik ve kalite bağlamında ülkemizin referans merkezlerinden birisi olma yolunda emin adımlarla yürümektedir.

Başta koroner by-pass ,ve kalp kapak ameliyatları olmak üzere açık kalp cerrahisinin ilgili tüm girişimleri dünyada uygulanan en son teknik ve donanım koşulları altında halkımızın hizmetine sunulmuştur.

Keza periferik damar hastalıklarının tıbbi ve cerrahi tanı ve tedavileri başarıyla uygulanmaktadır. Hizmete başladığımız günden bugüne dek yıllık ortalama 1400 kalp ve damar cerrahisi girişimi ile mükemmelleşmeye devam ettiğimiz deneyimimiz ile sağlık hizmeti sunmaya amatör heyecanımızla devam etmekteyiz.

Kardiyoloji

Kalp hastası mıyım?
Kalp hastalıkları gelişmiş ülkelerde en sık ölüm nedeni.
Kalp hastalığının size ne kadar yakın yada uzakta olduğunu anlamanız mümkün

Kalbinizi koruyunuz!
Yüksek kolesterol, şeker hastalığı, hipertansiyon, şişmanlık ve stres kalbi olumsuz etkiliyor.Bu rahatsızlıklardan şikayetçiyseniz çok dikkatli olun.

KALP HASTALIKLARI KONUSUNDA KALİTELİ VE BAŞARILI BİR EKİP OLUŞTURAN AVRUPA ŞAFAK HASTANESİ KARDİYOLOJİ BÖLÜMÜMÜZ SSK EMEKLİ SANDIĞI VE BAĞKUR İLE ANLAŞMALIDIR.

Kalp hastalıklarının başında gelen koroner damar hastalığı ve buna bağlı gelişen kalp krizi,ülkemizde görülen yıllık ölümlerin üçte birini oluşturmaktadır.Bu sebeple koroner damar hastalığının ortaya çıkmasından sorumlu risk faktörlerinin bilinmesi ve bunlardan kaçınılması çok önemlidir.

Risk faktörleri arasında sigara içmek,yüksek kolesterol seviyeleri,şeker hastalığı,hipertansiyon,şişmanlık hareketsiz ve stresli bir yaşam olduğunu söyleyen Prof.Dr.Mehmet Meriç,bu risk faktörlerine sahip olan herkesin kalp hastalığına bağlı olarak ortaya çıkabilecek bulgular açısından dikkatli olması gerektiğini vurguluyor ve eğer risk faktörlerine sahipseniz ve özellikle tüm göğüste hissedilen sırta ,kollara çeneye ve omuzlara yayılan baskı,yanma veya ezilme tarzındaki ağrılarınız var ise,sizde kalp damar hastalığı olabilir.Hele ki bu ağrıların ,istirahat halinde gelmesi ve daha uzun sürmesi (20 dakikadan uzun)kalp krizinin belirtisi olabilir.

Aspirin çiğneyin
Kalp hastalıklarının diğer bulguları arasında;nefes darlığı çarpıntı ve baygınlık hissi en sık karşılaşılanlardır.Bu durumda sakin olunmalı,mümkün ise bir adet aspirin çiğnenmeli ve en kısa zamanda hastaneye başvurulmalıdır.Kişi kalp krizine sebep olan tıkalı kalp damarlarının ilaç veya balon (stent)yöntemleriyle açılabileceği bir hastaneye ne kadar çabuk ulaşırsa,kalp krizinden göreceği zararda o kadar az olur.İdeal olan hastaneye ulaşım esnasında uzman servislerin sağladığı ambulans hizmetlerinden yararlanmaktır.Çünkü kalp krizlerinin ilk saatlerinde oldukça sık görülen ve hastayı ölüme götüren ritm bozukluklarının tek tedavisi uygulanacak elektriksel şoktur.Bu cihazda sadece hastanelerde ve ambulanslarda bulunmaktadır.

Yeni kalp ameliyatı olmuş hastaların beslenme şekilleri nasıl olmalıdır?
Kalp ameliyatının şekline göre beslenme alışkanlığı değişiklik gösterir.By-pass olmuş bir hastaya hayvansal gıdalardan ve un,şeker ve tuzdan mümkün mertebe uzak bitkisel ağırlıklı bir beslenme şekli önerilirken ASD,VSD gibi halk tabiri ile kalbinde delik dolayısı ile opere olmuş,komplikasyonsuz bir hastanın beslenmesine özel önem göstermesi gerekmez.Bununla birlikte kapak ameliyatı olmuş kişilere genelde tuzdan uzak diyet önerilmektedir.

Kalp hastaları spor yapabilirler mi?
Ağır ve yarışmalı sporlar hariç düzenli olarak spor yapmaları bilakis kalp sağlığı açısından tavsiye edilir.Yürüyüş ve yüzme bu sporlara güzel örneklerdir.

Sağlıklı günler dileğiyle…

Kulak, Burun, Boğaz

Poliklinik, laboratuvar, radyolojik tetkikler ve odiyolojik tetkikler sonrası hastalarımızın hemen tamamında hastanelerimizde tanı koyup tedaviye geçilmektedir. KBB muayene odaları klasik muayene gereçlerinin yanı sıra endoskopik muayenelere de olanak veren endovizyon sistemi ile donatılmıştır.

Ameliyathanelerimizde hastanın konforu ve başarılı bir ameliyat sürecine katkı sağlayacak gerekli cerrahi setlerle donatılmıştır. Bu setler, endoskopik sinüs cerrahisi, orta kulak ve mastoid cerrahisi alanlarındaki hekim pratiğine katkı sağlayan donanımlar olarak ön plana çıkmaktadır. Ameliyathanelerimizde baş ve boyun bölgesinin büyük kanserlerinin ameliyatları da başarıyla gerçekleştirecek tıbbi donanım, hekim kadrosu ve yoğun bakım hizmetleri bulunmaktadır.

Nöroloji

Baş ağrısı ve Migren
Baş dönmesi ,dengesizlik
Duyu bozuklukları
Hareket bozuklukları
Sara hastalığı
Hafıza ve davranış bozuklukları
Beyin damar hastalıkları ve felçler
Kas ağrıları

Nöroşirurji

Kardiyoloji CHECK-UP
Küçük CHECK-UP
Orta CHECK-UP Erkek
Orta CHECK-UP Bayan
Detaylı Büyük CHECK-UP Erkek
Detaylı Büyük CHECK-UP Bayan
6-15 Yaş Gurubu CHECK-UP paketi
Sigara İçenler için CHECK-UP

Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi

astalık, kaza, ameliyat tümörler, yanıklar vb durumlar  sonucu vücutta çeşitli şekil bozuklukları ya da doku-organ, işlev kayıpları olabilir. Bu kayıplar doğuştan da var olabilir.  Bu kayıplar insanın yaşayışını derinden etkileyebilir. Plastik ve rekonstrüktif cerrahi vücuttaki, doğuştan varolan ya da sonradan kazanılan doku, organ, işlev eksikliklerini onarmayı, daha iyi duruma getirmeyi amaçlayan bir cerrahi daldır. Eksiklikleri tamamlaya, yoklukları yerine koymaya, zayıflıkları güçlendirmeye çalışır. Plastik ve rekonstrüktif cerrahi, onarım ve yeniden yapma cerrahisidir.

Psikoloji

Radyoloji

Tıbbi görüntüleme (Radyoloji)
Avrupa Şafak Hastanesi’nin radyolojik ünitesinin teknolojik alt yapısı yüksek kalitede görüntüleme hizmeti sunmak üzere hazırlanmıştır.Ünite bu sayede doktorlarımızın hastalarına en doğru tanıyı koymalarına yardımcı olmaktadır.Çağımızda tıbbi teknoloji atılımlarının en fazla yansıdığı alanlardan biride radyolojidir.Her türlü cihaz çok kısa zamanda yeni gelişen modeller karşısında demode olmaktadır.Bu alanda radyoloji ünitemiz kendi hasta portföyüne uygun ve değişik fonksiyonlu çok sayıda modern cihaz içermektedir.Sahip olduğumuz direkt röntgen mamografi,bilgisayarlı tomografi renkli doppler, ultrasonografi,kemik yoğunluğu ölçüm cihazı ve gama kamera gibi cihazlarımız sayesinde hastanemiz sağlıkta en üst çizgiyi ve kalite standardını yakalama gayretindedir.

Mamografi
Mamografi düşük dozla çekilen bir meme röntgen filmidir.
Her 11 kadından birin etkileyen meme kanseri günümüzde kadınlarda en önemli ölüm nedenlerinden biridir. 35-54 yaşları arasında kanserden ölümler arasında birinci sırada yer almaktadır.Bu nedenle erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcıdır.
Mamografi doktorunuzun eline gelmeyecek kadar küçük meme kitlelerini ortaya koyabilir.40 yaşından sonra yılda bir defa mamografi çektirmeli ve uzman bir hekime muayene olunmalıdır.40 yaşından önce doktorunuzun gerek gördüğü bazı özel durumlarda mamografi çekilebilir. Memede saptanan her kitle kanser değildir.Memede kitle tespit edildiğinde öncelikle uzman bir hekime (genel cerrahi uzmanına)muayene olunmalı ve gerek görülmesi halinde mamografi veya ultrasonografi çekilmelidir.Meme ultrasonu mamografiyi tamamlayan bir incelemedir.Meme ultrasonu içi sıvı dolu kistlerin iyi huylu-kötü huylu tümörlerden ayırt edilmesini sağlar.30 yaşın altında yalnızca ultrasonografi çektirilmesi yeterli olmaktadır.İncelemelerde bir önceki çekilen mamografinin getirilmesi teşhis açısından kolaylık sağlar.
Mamografinin adeti takip eden hafta çekilmesi önerilmektedir.Çünkü bu dönemde hormonal nedenlerle meme hassasiyeti ve meme şişliği en az olmaktadır.
Hastanemizde Siemens Mamomat 300 mamografi cihazı kullanılmaktadır.

Konvansiyonel Röntgen
Görüntüleme yöntemleri arasında en geleneksel metod olup x ışını kullanılarak görüntü elde edilmektedir.Direkt grafiler ve ilaçlı tetkikler hastanemizde son sistem Siemens marka cihazlar ile yapılmaktadır.Yemek borusu,mide,ince barsak,kalın barsak ve böbreklerin ilaçlı tetkikleri bu cihazlar ile yapılabilmektedir.

Bilgisayarlı Tomografi
Bilgisayarlı tomografide bilgisayar yardımı ile vücuttan kesit şeklinde görüntü elde edilmektedir.Birçok hastalığın tanısında büyük kolaylık sağlamaktadır.Hastanemizde Siemens Somatom AR-TX modeli ile tüm vücudun tomografik tetkikleri yapılmaktadır.

Renkli Doppler Ultrasonografi
Dopler ultrasonografi yüksek frekanslı ses dalgaları kullanılarak görüntü elde edilen bir inceleme yöntemidir.Bu inceleme ile vücuttaki damarlar görüntülenmektedir.Boyun damarları,kol,ve bacak damarları,karın içi organ damarları renkli olarak değerlendirilebilmektedir.Erkeklerde kısırlıkta varikosel incelemesinde ve gebelerde bebek gelişiminin takibinde kullanılmaktadır.Hastanemizde Siemens Sonoline G60 marka ultrason doppler cihazı kullanılmaktadır.

Tüp Bebek Merkezi

Avrupa Şafak Hastanesi’nde İstanbul’daki en başarılı tüp bebek merkezlerinden üremeye yardımcı tedavi merkezi.
Hastanenin Tüp Bebek Merkezinin başında bulunan OP.DR.REFAHATTİN YÜCEL,Karadeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olup,Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünde ihtisas yapıp,1996-1998 arası Alman Hastanesi ,1998-1999 yıllarında İstanbul Cerrahi Hastanesinde ve 1999’dan sonra AVRUPA ŞAFAK HASTANESİ Tüp Bebek Ünitesini en modern teknolojik cihazlarla kurmuşlardır.Trabzon Sürmeneli olan OP.DR.REFAHATTİN YÜCEL Başkanlığında OP.DR.SERDAR İŞCAN ve Embriyolog SEÇKİN KIRMIT ve SAMET AKAR yaklaşık 11 yıldır birlikte çalışmaktadır.

Kısırlık bir çiftin bir yıl süre ile düzenli cinsel ilişkiye rağmen çocuk sahibi olamamasıdır.Nedenler ;%40 hastada kadına ait,%40 -45 hastada erkeğe ait olabildiği gibi ,%10-15 hastada tüm tetkikler normal olmasına karşın,gebelik elde edilemeyebilir.Bu sor duruma “nedeni açıklanamayan kısırlık”adı verilmektedir.

Tüm bu durumlarda çiftlere “üremeye yardımcı tedavi yöntemleri”uygulanmaktadır.kadına çeşitli ilaçlarla uyarılan yumurtalıklardan toplanan yumurtaların,kendi eşinin spermleri ile laboratuar koşullarında döllendirildikten sonra,rahim içerisine verilmesi esasına dayalı olan “Tüp Bebek” ve bunun teknolojik açıdan daha ileri başarılı aşaması olan “Mikroenjeksiyon” yöntemi kliniğimizde başarı ile uygulanmaktadır.

Tüp Bebek yönteminde laboratuar koşullarında spermler yumurtanın içerisine kendiliğinden girmekte,oluşan döllenmiş yumurtalar (embriolar)rahim içerisine yerleştirilmektedir.Bu yöntem genellikle tüpleri tıkalı,eşinin sperm sayısı ve hareketi normal veya normale yakın hastalara uygulanmaktadır. “Mikroenjeksiyon”yönteminde ise toplanan yumurtalar içerisine spermler,hem bir yumurtanın içerisine bir adet sperm olacak şekilde mikroenjektör denilen özel mikro cihazlarla yapılmaktadır.Bu yöntemde ,çok az sperm sayısı olan erkeklerin çocuk sahibi olabilmesinin yanında,menisinde sperm olmayan erkeklerin testislerinden TESA yöntemi ile elde edilen spermlerin de kullanılabilmesi de mümkündür.Bu sayede ,menisinde hiç spermi olmayan erkeklerde çocuk sahibi olabilmektedir.

Her iki yöntemde yumurtalıkların uyarılması,yumurtaların toplanması,laboratuar koşullarında döllendirilmesi ve rahime nakledilmesi açısından benzerlik göstersede “Mikroenjeksiyon yöntemi döllenme oranının ve gebelik oranının daha fazla nedeni ile klasik tüp bebek yöntemine göre daha başarılı ve olması tercih edilen bir yöntemdir ve günümüzde tüm dünyada gebelik oranı en yüksek üremeye yardımcı yöntemdir. Ve %50 -55 gibi gebelik oranları söz konusudur.

Merkezimizde bunlardan başka TESA ve TESE (Testislerden sperm edilmesi),asisted hatching (embrioları traşlama),sperm ve embrioların dondurulup saklanması,laparoskopik ve histeroskopik cerrahi olanakları da mevcuttur.

Mikroenjeksiyon ve tüp bebek gibi teknolojik açıdan gelişmiş bu yöntemleri uygulayan tıbbi personelin deneyimli ve nitelikli olmasının önemi açıktır.Op.Dr.Refahattin YÜCEL,Op.Dr.SerdanrİŞCAN ve Embriolog Seçkin KIRMIT ten oluşan ekibimiz yaklaşık 11 yıldır birlikte çalışmaktadır.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden sonra Alman Hastanesi Tüp Bebek Ünitesinin kuruluşunda da görev alıp bu merkezde yaklaşık 3 yıl süre ile birlikte çalışmış ve bu deneyimleri ile Şafak Hastanesi Tüp Bebek Ünitesini en modern teknolojik cihazlarla kurmuşlardır.Bu yöntemlerde doktorunuzla bir ön görüşme yaptıktan ve varsa eski tetkikleriniz gözden geçirildikten sonra,sizden bir takım tetkikler istenecektir.Bunlar kadın için bir sonraki adetin 3.günü yapılacak hormon testleri ile kanda mikrobik tarama testleridir.Erkekte ise merkezimizde yapılacak sperm analizi ile kanda mikrobik tarama testi yeterli olmaktadır.

Tüm bu testlerin sonuçları ile adet bittikten sonra ultrasonografi ile muayene için doktorunuzdan randevu alınız.Bu muayene sonrasında size bir tedavi şeması verilecektir.Tedaviye genlikle adetin 21.günü 10-14 gün sürecek bir burun spreyi tedavisi ile başlanır.Bunu takiben yaklaşık 10 gün süren iğne şeklindeki ilaçların kullanıldığı ikinci bir aşama gelmektedir.Bu ikinci aşamada 3 veya 4 kez yumurtalığın gelişmesinin ultrasonografi ve kan testi ile takip edilmesi amacı ile hastaneye çağrılacaksınız.Bu sürenin sonunda yumurta toplama aşamasına gelinir.Yumurta toplama aşaması genellikle bölgesel uyuşturma altında,ultrasonografi ile vaginal yoldan yapılan yaklaşık 20-30 dakika süren bir işlemdir.

Hastanın isteğine göre genel anestezi de uygulanabilmektedir.Yumurtalar toplandığı gün işleme konulmakta ve 3-5 gün sonra rahim içerisine yerleştirilmektedir.
Embriyoların yerleştirilmesini takip eden 12.günde kanda gebelik testi ile gebelik olup olmadığı araştırılmaktadır.Bazı özel durumlarda doktorunuz tedaviye adetin 1.gününde başlayabilir.Tüm bu tedavi aşamaları sırasında aklınıza gelebilecek soruları ilgili doktorunuza sormaktan çekinmeyiniz. Hepinize başarılar dileriz.

Üroloji